|
|
 |
« : Haziran 22, 2009, 07:34:16 ÖS » |
|
Bazı Batı ülkelerinde yapılan incelemelerde, UFO denen varlıkların sanıldığı gibi objeler olmayıp, hologramik ışınsal bir fenomen oldukları yolunda kesin tesbitler elde edilmiştir.
İlk kez 1940'lı yıllarda değişik yörelerdeki insanların havada uçuşuyormuş gibi ne olduğu anlaşılamayan, ışıklı nesnelere benzer bazı görüntüler algıladıklarını beyan etmeleri üzerine, konuya ilgi duyan kişiler, anlatılanların gerçekten ciddiye alınacak kadar enteresan özellikler taşıdıkları kanaatine varmışlar… Hatta, bunların daha gelişmiş dünya dışı medeniyetlerden gelen ve zekice kullanılan araçlar olması ihtimali üzerinde durulmuş... Ancak bu varlıkların görüldüğü yolundaki haberler yaygınlaştıkça ve değişik veriler biraraya getirildikçe, bunların gerçekte dünyamıza dışardan gelen uzay araçları falan olmadıkları açıkça ortaya çıkmıştır.
Dünya dışı varlıklar olma ihtimalinin bulunmadığına işaret eden, Batılı araştırmacılarca ifade edilen basit bazı kanıtlar şunlardır:
Birincisi, bunlarla ilgili kimi çevrelerce rapor edilmiş veya halk arasında kalmış milyonlarca, hatta sayılamayacak kadar fazla olay sözkonusudur. Sadece bu fazlalığa bakıldığında dahi, evrendeki başka bir gezegenden dünya üzerine gerçekten bu kadar sık sayıda ziyaret olması düşünülemez, mümkün değildir.
İkincisi, kendilerini uzaylı olarak tanıtan bu varlıklar başka bir gezegenden gelen birinden beklenebilecek şekilde değillerdir, böyle bir özellikleri yoktur ve astrofizikçilerin bulgularına paralel özellikler taşımazlar. Birçoğu fiziksel olarak insana benzer yapıda görülüyor. Ancak, fiziksel varlıklar olmaları halinde, dünyanın atmosferini meydana getiren ve dünyadaki canlıların soluduğu havayla bir sorunları yok ve atmosferin kimyasal bileşimi onlar için bir engel teşkil etmiyor. Fakat bunun yanında, örneğin dünyadaki sayısız canlı türünden etkilenme veya mikroorganizmalarla enfekte olmak gibi bir endişeleri yok! Dahası, dünyanın yerçekimi ve kimyası veya güneşin elektromanyetik emisyonu onlar için sorun değil, hatta yüzlerinde insanlara benzer ifadeler taşıdıkları söyleniyor… Garip birşey de, hangi ülkede veya toplulukta kime görünüyorlarsa, onun dilini konuşuyorlar. Bütün bunlar gösteriyor ki bunların uzak bir yerden gelen fiziksel varlıklar olmaları sözkonusu değildir!
Bir başka kanıt, yaptıkları işlerin ve davranış biçimlerinin uzaklardan gelip dünyayı ziyaret eden “yabancılara” ait olabilecek türden davranışlar olmamasıdır.. Örneğin, dünyadaki insanlar ile iletişim kurmak amacıyla doğrudan gelip ciddi, dürüst ve resmi bir temasa girmiyorlar. Beyaz Sarayın bahçesine inmektense, saçma sapan bir şekilde tarlasında dolaşan çiftçilere gözüküyorlar, parkta oynayan çocuklar veya araba kullanan sürücüler tarafından görülüyorlar. Uçuş sırasında pilotlar karşılarına aniden çıktıklarını söylüyor, onları takip etmeye başlıyorlar, endişelendiriyorlar, ancak saldırmıyorlar. Zaman zaman sadece kalabalıklar onları görsün diye gökte birçoğu bir anda cirit atarcasına dolaşmaya başlıyorlar, fakat hiç bir görüşme yoluna gitmiyorlar. Ve de eğer kimseyle görüşüyorlarsa, davranışlarının, söylediklerinin hiç bir mantıksal açıklaması yok. 50 yıldan uzun bir süreden beri bu saçma sapan davranış biçimleri böyle devam edegidiyor...
Hepsinden daha enteresanı UFO denen varlıkların, zannedildiği gibi tanımlanamayan uçan “Obje” olmaları sözkonusu değildir, davranış biçimleri fiziksel nesneler gibi değildir. Dünya ile diğer yıldızlar arasında ışık yıllarıyla ölçülen mesafeleri hesaba katın! Üstelik, eğer teknolojik yeteneği bu kadar ilerlemiş bir medeniyetten geliyorlarsa ve ışık yıllarıyla ölçülen böylesine akıl almaz yıldızlar arası mesafeleri katedebilecek teknoloji gücüne sahiplerse, neden dünya yüzüne bilemediğimiz bir teknolojiyi veya “nesneyi” bu güne kadar bırakabilmiş değiller? Neden uçan nesneler şeklinde ilk görünmeye başladıkları 1940'lardan buyana dünyadaki bu kadar gelişmeye rağmen bu konuda herhangi bir sonuç ortaya çıkmış değil? Bunlarla karşılaşanlar sadece garip bir olayın kurbanı olmakla kalıyorlar ve kazançları sadece kafalarının karışık bir şekilde bırakılması oluyor...
Fiziksel objeler olmadıklarına bir işaret de, izlenebildiklerinde, akıl almaz bir süratle ilerlerken öylesine ani 90 derecelik keskin dönüşler yaptıkları söyleniyor ki, fiziksel bir nesnenin böyle bir manevrayla kesinlikle paramparça olması gerekir. Dahası var: Büyüklükleri değişebiliyor, birden bire gözden kayboluyorlar, yok olup gidiyorlar, hiç yoktan ortaya çıkıyorlar veya renk değiştiriyorlar ve hatta durmadan şekil değiştiriyorlar. Kısacası yaptıkları hareketler, fiziksel bir nesneden beklenen şeyler değil, daha çok ışınsal bir görünüm...
Astrofizikçi Dr. Jacques Vallea, bir kitabında bunların gözlemlerinin “holografik projeksiyonları” anımsattığını bildiriyor. UFO gördüğünü söyleyen kimselerle yaptığı görüşmelerde, bunların fiziksel olmayan ve ışınsal hologramik özellikleri daha da dikkatini çekmiş. İfadesine göre, diğer yıldız sistemlerinden gelmekten çok, aslında uzaylı sandığımız yaratıklar bizim dünyamızla aynı ancak insanın bulunduğu fizik boyutun dışında “farklı bir boyutta yaşayan varlıklar.” Ayrıca, bunlara rastladığını söyleyen kişilerin bu tecrübeleri çoğu kez rüya gibi hissetmeleri, hayal mi gerçek mi gördüklerinde tereddüt etmeleri onların ışınsal ve hologramik yapılı olduklarının bir başka kanıtıdır.
Bu tesbitlerle beraber, onların bugüne dek mantıklı bir icraatının olmaması ve saçma türde davranışlarıyla bir sonuca gitmeden sürekli insanları aynı tür şeylerle oyalamaları üzerinde durulması gereken bir konudur. Örneğin, uzaylı olduğunu bildiren böyle bir yaratıkla yapıldığı söylenen uzun bir görüşme sırasında, herşey yabancı bir varlıkla temasa uygun şekilde sanılırken, geminin komutanı olduğunu iddia eden bu birey bir anda Nazi üniforması içerisinde görülmüştür. Yabancı bir medeniyetten olsa, böyle bir şeyin ne anlamı vardır? Hatta, bazıları komik anlamsız şarkılar söylerken ve görenlerin üzerine patates gibi garip nesneler fırlatırken görülmüşlerdir. Bu da bir uzay gemisinden beklenen birşey olmaktan çok uzaktır. Hatta kimisi bilinen birisinin tipine girebilmekte, o kişi olduğunu iddia edebilmekte veya bir kuş şeklinde veya garip dev bir böcek şeklinde görünmektedir...
UFO gördüğünü söyleyen insanlardan topladığı bilgilerle araştırmalar yapan Carl Jung, 1960’lı yıllarda, bunları önceleri uçan tabaklar olarak nitelendirmiş ve herhalde “bir tür modern mit” ile karşı karşıyayız demiştir. 1969’da yazdığı eserinde bunların dünyamızda ancak başka bir boyutun yaşayanları olduğu açıkça ortaya çıkmıştır. Sözkonusu eserinde, uzaylı farzedilen yaratıkların yeni bir fenomen olmaktan çok, “yeni bir şekle bürünmüş eski bir fenomen olduklarını,” çeşitli geleneklerde rastlanan veya kültürel, dinsel inançlarda da yeralan ve hiç de yeni olmayan, insanlık tarihi kadar eski, aramızda dolaşan varlıklar olduğunu ortaya çıkardı. Avrupa ülkelerinde Ortaçağdan beri “elves and gnomes” olarak bilinen “periler ve gulyabaniler,” veya Amerikan yerlilerinin efsanelerinde bahsedilen “hayaletlerle” aynı özellikleri taşımaktadırlar. Kelt efsanelerinde veya Norse tanrıları olarak anlatılan veya görünmez şeytanlar diye geçen hep aynı varlıklardır. Değişen tek şey, sadece göründükleri zamana ve kültüre uygun yeni bir şekle girmiş olmalarıdır. Bunlar çok eskilerden beri bizimle dünya üzerinde ancak “farklı bir boyutta” yaşayan ve Anadolunun kültürüne ve efsanelerine de girmiş olan, cin, peri, şeytan gibi çeşitli adlarla bahsedilen, içinde bulunduğumuz yaşam sistemini açıklayan kitabımız Kuran'da “cin” ismiyle bildirilen varlıklardır.
Günümüzde “uzaylı” denen “cinlerin” varlığı çok eski veya çok yeni birşey değildir. Yüzyıllardan beri değişik tarzlarda, özellikle dinsel görüntülerle, dini inanış ve törenler kılıfı altında insanları meşgul etmeye devam etmektedirler. Bugün Çin’den, Afrika ülkelerine, Japonya’dan, Amerikan yerlilerine kadar hemen her kültürde değişik isimler altında bunlardan kaynaklanan törenler, festivaller, toplu veya bireysel seanslar devam etmektedir. Yüzyıllardır, yaptıkları iş hep aynıdır.
1972 yılında Türkiye'de yazılmış, uzaylılar konusunda tek kaynak kitap olan RUH-İNSAN-CİN isimli eserinde Araştırmacı-Yazar Ahmed Hulûsi, cinlerin, insanlarla aynı dünyayı paylaşan, ancak farklı bir boyutta yaşayan, “ışınsal yapılı”, dini tabiriyle “dumansız ateş” yapılı varlıklar olduğunu açıklamıştır.
Evet, farklı bir boyuta ve algılamaya sahip olduklarından, ayrıca, zaman ve mekân kavramları insanınkinden çok farklı olduğundan, onların mantığı ve zekası insan için faydasız saçmalıklardan fazla birşey ifade etmemektedir.
Cinlerin tüm davranışları ve faaliyetleri hologram prensibine göre varolan ışınsal yapılı oluşlarıyla açıklanabilmektedir.
Hali hazırda, cinler veya şimdiki tanımlarıyla uzaylı denen varlıklar, algıladığımız dünyada farklı bir boyutsal katmanın yaşayanlarıdır. Bunun için, insanların tam anlamıyla kavraması güçtür. Dini terminolojide de şeytanlık özelliğine sahip cinlerin farklı bir katmanda veya eski ifadesiyle “alemde” yaşadıkları vurgulanır. Çünkü evren, gerçekte sayısız katmanlardan meydana gelmiş kuantum orijinli bir yapıdır ki, algılama araçlarımız dolayısıyla şu anda bizim içinde bulunduğumuz katman bunlardan sadece birisidir…
İşte Şamanların veya Avrupalıların efsanelerinde dragon kafalı yüzen gemiler olarak görünen cinler, şimdiki kompüter nesline de uzay gemileri (UFO) olarak görünmekte veya kendilerini uzaylı olarak tanıtarak kendilerine aldanan insanlara kurtarıcı tanrılar olarak aldatıcı fikirler empoze etmekteler.
Dini öğretilerde, cinlerin şeytanlık özelliklerinden dolayı saf insanları kolaylıkla kandırarak inançlarından saptırabilecekleri vurgulanmıştır. Gerçekten de dikkatle incelenirse görülecektir ki, uzaylı diye kendini tanıtan cinler, önce insanlara çok farklı bir maceraya girdikleri izlenimini vermekte, ancak ardından, evliya, aziz, ermiş, peygamber gibi suretlere girerek sürekli olarak kendilerine inanan insanların inançlarını yönlendirmeye çalışmakta ve onları uçuk, boş hayallerle oyalamaktadırlar... Orijinal dini öğretilerden uzak olmaları ve araştırmadan yoksun yaşamaları sebebiyle, binlerce saf insan, günümüzde bu cin kaynaklı bilgileri uzaylı ve ermişler ile maceraları zannederek, yaşamlarını boş hayallerle harcamaktadırlar…
Aslında bunca yıldan beri uzaylılar var mı yok mu, diye araştıranların üzerinde durması gereken şey, onların var olup olmadıkları değil, kanaatimce, ne şekilde var oldukları, ne tür bir amaca hizmet ettikleri ve insanlar üzerinde ne tür tesir bıraktıkları olmalıdır...
|