|
|
 |
« : Haziran 22, 2009, 02:49:15 ÖS » |
|
değerli dostlar,bugüne kadar hep insanların kafasını kurcalayan uzayda hayat varmı sorusuna üstad Bediüzzaman'dan mükemmel bi açıklama.üstad a göre uzayda hayat var.işte Üstad'ın bu konu hakkındaki görüşleri:
MELEKLER VE RUHANİLER Melekler ve ruhani varlıkların var olması, insan ve hayvanların var olması kadar kesindir denilebilir. Evet, on beşinci sözün birinci basamağında beyan edildiği gibi; hakikat kesinlikle gerektirir ve hikmet şüphesiz isterki, zemin gibi gökyüzünün sakinleri(mesken tutanları) dahi bulunsun ve şuur sahibi sakinleri olsun ve o sakinler(mesken tutanlar) gökyüzüne uygun bulunsun. Şeriat lisanında, pek çok değişik tür olan o sakinler(mesken oturanları) melek ve ruhani olarak isimlendirilir. Evet, hakikat böyle iktiza eder. Zira şu zeminimiz, gökyüzüne nispeten küçüklüğü ve hakaretiyle beraber, şuurlu mahluklarla doldurulması, ara sıra boşaltıp yeniden yeni şuurlu canlılarla şenlendirilmesine işaret eder, belki açıklar ki; şu muhteşem burçlar sahibi süslü saraylar misali olan gökyüzü dahi varlık nuru olan hayat sahibi ve hayat sahiplerinin ışığı olan şuurlu, akıl ve idrak sahibi mahluklarla elbet doludur.O mahluklar dahi ,ins ve cin gibi ,şu dünya sarayının seyircileri ve şu kainat kitabının dikkatlice okuyanları ve Allah u tealinin hakimiyetinin tellallarıdır(ilan edenleri). Bütün her şeyi içine alacak şekilde(genel, külli) ve genel kullukları ile kainatın büyük ve külli mevcudiyeti Cenabı-Hakkın noksan sıfatlarını temsil ediyorlar. Evet şu kainatın nitelikleri, onların var olduklarını gösteriyor. Çünkü kâinatı haddi hesaba sığmayan dakik sanatlı süslemek ve o manalı güzellik ile hikmetli nakışlar ile süslendirip donatması, açık olarak ona göre düşünür takdir edicilerin ve hayrete düşmüş takdir edicilerin bakışlarını ister. Yiyecek ise aç olana verilir. Öyle ise,şu sonu olmayan sanatın güzelligi içinde ruhların gıdası ve kalplerin azıgı ,elbette melekler ve ruhanilere bakar,gösterir.Madem bu sonu olmayan süslemeler,sonu ol mayan tefekkür yükümlülüğü ve kulluk ister.Halbuki ins ve cin,şu sonsuz vazifeye ,şu hikmetli nezarete şu geniş kulluğa karşı,milyonda anca birini yapabilir.Demek,bu sonsuz ve çok çeşitli olan şu vazifelere ve ibadete ,sonsuz melek çeşitleri çeşitleri,ruhani cinler lazımdır ki,şu büyük kainet mescidini doldurup şenlendirsin.Evet şu kainatın her cihetinde, her bir dairesinde,ruhanilerden ve meleklerden birer topluluk,birer kulluk vazifesinde vazifeli bulunurlar. Bazı hadisi şerif rivayetlerinin işaretiyle ve şu kâinatın düzenin hikmetiyle denilebilir ki; bir kısım uzay boşluğunda yüzen cansız cisimler, yıldız gezegenlerinden tut, yağmur tabakalarına kadar bir kısım meleklerin gemi ve binilecek şeyleridir. O melekler, bu gezegenlere ilahi izin ile binerler, bu dünyayı seyredip gezerler ve o merkeplerinin cenabı hakkı noksan sıfatlarından tenzih etmeyi temsil ederler. Hem denilebilir; bir kısım canlı cisimler, bir hadisi şerifte ‘’ Ehl-i Cennet ruhları, berzah âleminde yeşil kuşların cevflerine girerler ve Cennet te gezerler.’’diye işaret ettiği ‘’tuyürun hıdrun’’ isimlendirilen Cennet Kuşlarından tut’ ta sineklere kadar bir cins ruhların uçaklarıdır. Onlar, bunların içine Cenab-ı Hak’ın Emri ile girerler; bu dünyayı seyredip,o canlı cesetlerdeki göz,kulak gibi duyguları ile,cisim alemindeki yaradılış mucizesini bakıp seyrediyorlar,hususi olarak Cenabı-ı Hakk’ı ta’zim etmelerini yerine getiriyorlar. İşte nasıl hakikat böyle gerektiriyor, hikmet dahi aynen öyle gerektiriyor. Çünkü şu yoğun(kalın) ve ruha münasebeti az olan topraktan ve şu bulanıklı hayat nuru münasebeti pek cüzi olan sudan, sürekli olarak hummalı bir faaliyetle, hoş hayatı ve nurlu(parlak)akıl sahibi yaratan her işi hikmetle yapan Yaradan. Elbette ruha çok layık ve hayata çok münasip şu nur denizinden ve hatta şu karanlık bahrinden, şu havadan şu elektrik gibi diğer şeffaf maddeden bir kısım şuurlu mahlûklar vardır. Birinci Esas
Varlığın mükemmelliği hayat iledir. Belki var olmanın hakiki varlığı hayat iledir. Hayat var olmanın nurudur. Şuur, hayatın ışığıdır. Hayat, her şeyin başıdır ve esasıdır.Hayat her şeyi her bir hayat sahibi olan şeye mal eder.Bir şeyi bütün eşyaya malik hükmüne geçirilir.Hayat ile hayat sahibi şey diyebilir ki; ‘’ şu bütün eşya malımdır.Dünya hanemdir.Kainat ,Malikim tarafından verilmiş bir mülkümdür.’’ Nasıl ki ışık cisimlerinin görülmesine sebebtir ve renklerin söze göre varlık sebebidir. Öyle de, hayat dahi, varlıkların gizli sırlarını ve manalarını ortaya çıkarandır. Niteliklerin gerçekleşmesine sebeptir. Hem cüzi bir cüziyi, külli(hep, bütün çok) külli (umumi, bütün) hükmüne getirir. Ve umumi şeyleri bir cüze sığıştırmaya sebeptir. Ve sonsuz eşyayı, ortak ve aynı fikre getirip bir birliğe sebeptir. Hatta hayat, çokluk tabakatında bir çeşit birliğin tek olmanın ortaya çıkmasıdır ve çoklukla cenabı hakkım birer birer her bir şeyde tecelli etmesinin yinesidir. Bak hayatsı bir cisim, büyük bir dağ dahi olsa yetimdir, garibedir, yalnızdır. Münasebeti yalnız oturduğu mekân ile ve ona karısan şeyler ile vardır. Başka kâinatta ne varsa, o dağa nispeten mevcut olmayandır. Çünkü ne hayatı var ki alakadar olsun, ne şuuru var ki ilişiği olsun. Şimdi bak küçücük bir cisme mesela bal arısına,hayat ona girdiği anda bütün kainatta öyle münasebet kurar ki,bütün kainatla hasusan zeminin çiçekleriyle ve bitkiler ile öyle bir ticaret yapar ki,diyebilir’’ şu arz,benim bahçemdir,ticaret hanemdir.’’daha ayrıntılı bilgi için SÖZLER Risalesinin 29. SÖZ kısmına bakabilirsiniz...
|